KALEMİN GÖZYAŞI

Ocak 26, 2007

VE YOLLARINDA ÖRTMÜŞTÜM SAÇLARIMI İSTANBUL

Kategori: yenilgi.com — iedebiyat @ 7:43 am

Kırışık çığıltılar,devrik bestelerin takırtısı kök salmıştı çamurumda

Tabutumun diz çöktüğü yabani yol, ahdimin yılgınlığıydı.

Ve Sen İstanbul!

Köprü köprü , kemer kemer yürüyordun kanı deli ırgat çocukluğuma

Demir attın bana İstanbul, kemirdin slogansı kalabalıklığımı…

Plastik umut salgılayan oyuncaklar savaştırılıyordu avucumda

Ve sen İstanbul!

Sıyrılıp hışmından ana kucağı gibi filizleniyordun bağrımda.

Aşka vedaların önüne geçip yalan harfleri bir bir idam etmek yürek davalarında

Kapı tokmağına destansı sevdaların mührünü vurmak; günahlarımdan arınmak adına.

Ve gürlemek, velud göğsüne yaslanan siyah çelenkli , hayın bakışlara

Yağız duvaklı korkularına çığ gibi kükretebilmek kahrımı!

Sebebimdir İstanbul bunca yangının onca hıçkırığı…

Ve Sen!

Körpe yumruğumla gömüldüğüm Vefa’msın.

Ölümü deşip diri surlarını giyindiğim diyârsın!

Yalın ayak , kirpiklerinde süründüğüm ân , beni anlarsın

Teneffüssüz kalır hüznüm İstanbul!

Ya Bâb-ı Kız Kulesi’nde prangaladığım sırrım…

Ketum hasretimin yıldırımlarını rahminde taşır mısın?…

Ağlarsan , göz yaşlarını yüreğime damıtır mısın İstanbul!

Ve bir ah…

Gül-diken mahkemesinde mihribanî dudaklarımdan bengisu fışkırtabilsem

Mahbes yokuşlara,maskeli suretlere utancı tükürsem ve mâbed diyarına göçsem

O diyar “Sen” olsan; dingin, iffetli nağmelerinin hıfzında tütsem…

Ve sen gitmesen benden İstanbul!

Gitme Sen…

Senle yaşayıp, senle ölmeye, senle “gül” bitmeye hükümlüyüm ben!

Ve yollarında örmüştüm saçlarımı İstanbul!

Mahşere saklamıştım sancılarımı…

Bırakma beni…

Ne olur “gitme!”de…

20-24 Nisan günleri / 2006

Kaynak : Hatice Algın

ISSIZ HAYALLER

Kategori: yenilgi.com — iedebiyat @ 7:34 am

..susmayı tercih eder yüreğiniz

kelimelerin kaynağı harfler bile kayıptır

kayıplığınız nisbetinde,

tek kelime dahi çıkamaz , çığlıklar altında ezilen yüreğinizden,

eskitilmiştir yaşam

bağıran bir notanın inlemesidir içinizi yakan

notalar neden bağırsın ki diyerek

size yakıştırılan , size yapıştırılan ve sizin kaçtıklarınız

kaçtığınız ölçüde içine düştüğünüz

tadına alıştığınız güzellikten mahrum edişiliniz

hayatın kısır döngüsünün omzunuza insafsızca bıraktıkları

sizi anladığını söyleyenlerin sizi anlamadığı bir dünya…

evet buydu ,

aradığım noktadayım dediğiniz anla kaybettiğiniz anın cenkinde yaşadığınız yaşamsızlık

nefessizliğinize eklediğiniz ıssız hayalleriniz

ve ürktüğünüz sonlar

muaamma yaşamın can damarımıydı yoksa

ya da yaşam bunu hakediyorsun diyordu

hep güçlü insan çizme çabanız da bir kamburdu aslında;

yüreğinize, aklınıza dayatılmış bir kambur

ve ezildiğiniz kimliğiniz

dağların laf dinlemez yalnızlığıda yoktu

duvarlar , dağlar, balkon aralıkları belki de hepsi sonsuz bir boşluğa açılıyordu

acıydı ellerinizden akan

acının çocuklarıydı gebe kaldığınız

acıdığı kadar acıtanlardı yareniniz

susmayı tercih eder yüreğiniz

susadıkça susmalar

Kaynak : dolunay

WordPress.com'dan blog alın.