KALEMİN GÖZYAŞI

Ocak 8, 2007

DELİ KIZIN TÜRKÜSÜ

Kategori: Denemeler — iedebiyat @ 9:30 am

Kalk ve sıyrıl karabasan sarhoşu rüyalarından.

papatyalara su vermeye gidiyoruz…

Mevsime terk eylenememiş zaruri kostümlerimin üzerine,bekleme odası acemiliği sinmiş.Sarıp sarmalayıp annemin eskileri arasında,eskicilere takasa saydıklarına yetişememiş, modası geçmiş tekrarlanışlarım.

Paha biçilmez benim olmaz olası nöbetleşe vurgunlarıma.

Git desem gitmezler ki bilirim.

Bakamam bu yüzden kırılgan hallerine.

Ama müsadenizle…

Papatyalar beklemez adresime varmayı koynuma dolmayı.

Papatyalara su vermeye gidiyorum…

Pencere önü mırıltılarından başkası gıdıklamaz mı mola verip yeniden başladığım kahır yumaklarını?

Her çile bir acelem,her ilmek bir yoruluşum,her renk seçimi gizli sırlarımı açığa vuruşum.

Deli kız türkü söylüyor…

Notaları karıştırdım yine.

Ezbere kayıtlarım cızırtılardan faka basıyor.Sobelenen de sen ,ebe de sen olunca,

saklı bahçelerde çiçekleri ezenlerin ayak izleri tabanımda kalıyor.

Anne…

Bana yenilerini seç mahrumiyetini hediye edeceğin yoka satılanlarımın.

Telaşa ne hacet.

Bir duvar ötenden haykırıyorum bak.

Bilmediğin gece kabuslarımı unutturuyor yanıma yaklaşmaya cesaretsiz varlığın.

Gençliğim senin dünyanda adı konmamış yeni intiharların gölgesinde.

Aynı uykulara yattığımız ama aynı olmayan rüyalara daldığımız geceler,

duymaya kör,

görmeye sağır ,

iniltilerime aldanışsız…

Sözün söz büyüyen yarınlarıma.

Annenin kaderi kıza dualarına ekleyeceklerimin ikilemleri,benim kaderim kanayan papatyalarda.

Emdiğim sütün helaldir dualarında bilirim.

Kuşlarımız aynı anda uçar ,cennette yeri konulmuş saraylarının terasına.

Sana haber olunanla nasiplenirse korkak yaratılışım,ellerim koynumda geleceğim yanına.

Duyuyorsun değil mi beni?

Türkülerim dua makamında…

Duaya aşikar yaratılmış ellerim,nikotin kokuyor.

İçime çekiyorum en uçtan tutuşan yangınlarımı.Kim ne derse ona dost olamayan dostluklara kanıyorum.

Doğrularım eziliyor,kurallarım boyun büküyor,

köşe başlarında nöbetleşe ağlıyorum.

Yorganımın altında sakladıklarım kilometreler aşıyor,yanlış otobüslere biniyor,ölülerin gözlerinde sönüyor…

Ama çiçeklerim hiç solmuyor…

Harlanmış soba sıcağına sığınmak nedir bilir miyim?

Kederlerle alevlendirirsin,korkularla gelecekte olacakların bilinmezliğine dalarsın.

Böyle miydi süslenen hatıra netlikleri…?

Yaşı başında unutma nöbetlerine tutulmuş, bir ayağı çukurda yaşam çiziklerim.

Aynaları kırdım,sokak çamurlarında aksime bakıyorum pisliğe aldırmadan.

Ama arkamdan papatyalar hücumda.

’renklerimiz bu kadar gerçekken ardını dönme misafirliğimize ‘diyorlar.

Bekliyorum…

Fallar açıyorum kimselere gözükmeden,onları kucağıma dolduracak geciken ellerin beklentisinde.

Sahneye buyurun.

Ben söyleyeyim ,siz tamamlayın türkülerimi.

Bir kere olsun tıkamayın kulaklarınızı olur mu…?

DELİ KIZ TÜRKÜ SÖYLÜYOR….

03-01-2007

eleminaz(TUBA YILMAZ)

ZAHMİN-3

Kategori: Denemeler — iedebiyat @ 9:03 am

Aşk kendi yokluğunu var ederek varlaşıyor içimizde…

Nedeni bana kalan susuşun namsızlığı içimizi kötüye çıkaran. Dibe vuruyor aşkın gerekliliği için kendini hırpalayan acının mürekkebi. Ben solcu gibi duvarlara karşı ağlarken gözlerimin kalabalık sus’larında kodes karanlığı diriliyor. Ellerimde aralıktan kalma küf kokusu yarınların. Sök beni yaranın tınlayıp durduğu beyaz kâğıt hiçliğinin satır önlerinden, gör nasıl hıçkırıp delirecek şair o zaman. Kırılmaya yüz tutmuş kelimelerin isyanından başlıyorum kendimi aynaların pullu sırrından dökmeye. Eski bir hezimetin an be an çoğalan esmerliğinde sızlıyor yalnızlık denilen işgüzâr oyun. Ey zahmin! Bakışlarınla yüzümü mü çağırıyorsun saçlarının siyahlığına? Hiç gitmeyen nasıl gelir ki?

Bin beterim hezeyanın haykırışından da, sükûtum darp izi taşıyor anlık yakarışlara. Zamanın serseriliğinden an kaybına uğruyor nifak düşlü cinnetlerim. Ham vakitlerin güç yetmezliğinde barınırken alın çizgilerimi silen sızı, öfkeye delâlet ıslıkları boğumluyorum gırtlağımda. Kandil ışığında seyrediyorum yüzüme bulaşan karanlığı. Kırk beşlik ampullerin tafrası yetmiyor gözyaşımı sarmalayan ah’ı aydınlatmaya. İfademi alıyor kayda geçilmemiş hikâyenin geçmiş zaman suretli celladı. Tenimde kalıyor kanımın içime akmamışlığı. Ey zahmin! Al cismimi aşka çarp, nasıl olsa tarumar kıyametlerin mecazında sere serpe yokluğa uzanan benim. Acı yalnızlığın gıyabında yaşanır mı, hüzünbaz duruşlar süpürülemezken alnımızdan? Aşk senden bir alıntıdır künyemde ve hangi anlamı yüklerlerse yüklesinler senden başka anlamı yok aşkın.

Gün arkasına sızarken sensizliğin oldu bittiye getirilen ilk hecesi, yosunlu kirpiklerime ağ atıyor iyot kokulu balıkçılar. Bela hükmü taşıyor çehremin uyumsuzluğundan azade gülüşün. Kısa kalıyorum seni uzun uzun soluklamalara. Dursun ve derin derin boğulsun aşk kendinde. Giderek sıklaşan bir acı tutunuyor diz kapaklarıma. Nefesime karışıyor iç kanamalı nikotin efkârı. Tek başınalığın nöbetçisi mi sancı zahmin? Kırık bir mihraptayım şimdi. Oturup seyrediyorum kallavi hüzünle dağılan kalbimi. Ebkem kasırgaların yanağında dövünen yağmurların gölgesinde mahmurluğuna sesleniyorum sesimin. Açılmıyor feryadımın suskunluğu. Bu puslu coğrafyayı güneşin ırgatları çocuklar taşıyor, nafile sonun hudutsuzluğu için. Yıkılırken tapınak sütunları yeryüzünün üstüne bir elem dolaşıyor dilime: Saten bir tendir ölüm doğarken giydiğimiz. Tanrım, neden babalar erken ölüyor ve neden herkes kendi cesedinden sorumlu bu şehirde?

Hayatla uzlaşamayan militan kederimden tanıyor suçlarım beni. Gecenin şafağında aşk üstü yakalanırken kalbim ayet olup iniyorsun benzimin senliliğine. Saçların karda yıkanırken soğuk ülkelerin ayazına yaslıyorsun ömrünü. Kibrit kutularına yığılan bungunsuz yangınların islenişini çekiyorum ciğerlerime. Sana şiir olmak için katlediyorum bütün şairlerin şah damar şiirlerini. Ne çok aynısın yüzümle. Bakma bana öyle zahmin! Avazımın benden çıktığı kadar susmak için harap denizlerin durulmasını bekliyorum. Pişman gemileri bekliyorum içimden gitmek için. Üstüne alınma notası felç şarkıların kristal kanamalarını. Çünkü üstü hep bende kalıyor zifiri hayallere müptela gidişlerin. Dar zamanlara rastlasada aşkın hayattan arta kalan anları, oyala gözlerini ne olur. Bir yanı doludizgin yaşamaksa da diğer yanı ertelenemez sondur gözlerine bakmanın. Ölebilecek kadar sensiz değilim daha.

Fikr-i delilikle yıkarken tuvâllere resmedilemeyen ürpertimi, toplu katliam merasimlerimde buluyorum can sürgünü bedenimi. Melekler solumdan atlıyor uçurumlara, tamamlamak için yokluğunun eksik harflerini. Iska geçebilseydi rüzgârım saçlarını belki intiharı fermanlardım benliğime. Belki çığlığımı düğümlerdim kirpiğinin en avuntusuz yerine. Bir masal bulup kaçabilir miyim kendimden sen uzağına? Aşkın çıplaklığına kaç yalan sığdırılabilir ki? Şımarık mevsimlerde biteviye kavrulsa da hicranım bendesiyim güle vuran sevdanın. Göğsüme dağ gibi yuvarlansa da fırtınalar aşkının ölmezi benim. Kıyamet alâmeti şimdi avuç içi sıcaklığının bu katran karası gecede beni terk edişi.

Ömür kaç nefeslik hayat eder aşk için? Sen imanın aşk yanısın zahmin…

CENGİZHAN KONUŞ
07 OCAK 05

WordPress.com'dan blog alın.